Bir İstanbul Nostaljisi

İstanbul, Türkiye’nin en kalabalık ve iktisadi açıdan en önde gelen şehri, finans merkezidir. Şehir, iktisadi büyüklük açısıdan dünyada 34 ncü, nüfus açısından belediye sınırları göz önüne alınarak yapılan sıralamaya göre Avrupa’da birinci, 13.8 milyonluk nüfusuyla, nüfus sıralamasında Dünya’nın 5 nci büyük şehridir. İstanbul Türkiye’nin kuzeybatısında, Marmara kıyısı ve Boğaziçi boyunca, Haliç’i de çevreleyecek şekilde kurulmuştur. İstanbul kıtalararası bir şehir olup, Avrupa’daki bölümüne Avrupa Yakası veya Rumeli Yakası, Asya’daki bölümüne ise Anadolu Yakası denir.

Eski İstanbul’un; o dönemdeki sosyal yaşamına, şehrin onlara sunduklarına özlem duyanların kaleme aldığı harika bir yazı okudum. Bendenizi sürekli bilgilendiren, yazı, belge, video vb. materyallerle besleyen bir dosttan gelen bu yazıyı sizlere sunuyorum…

İstanbulluyum Diyebilir misiniz?

Şimdi yazacaklarıma , bazı genç dostlarımız gücenecek belki ama, İstanbul’u iyi tanıyan ağabeylerine sorduklarında bunların gerçekten önemli olduğunu öğreneceklerdir. Yerlisi olan bizler bile tam olarak saramamışken bu güzel şehri…

Bir defa, Yani-Taki-Aleko-Yasef-Dikran-Anastas-Rober-Akabi-Raşel-Serkiz-Koço-Bedros, Jirayr vb gibi ekaliyet dediğimiz İstanbul yerlisinden arkadaşları olmamış, onlarla kahvede, maçta Tavernalarda ve okullarda beraberce ağlayıp gülmemiş dostlarımız İSTANBULLU sayılmaz.

Küçüksu da kurulan Mısır Kazanlarından Alibeyköy’ün sütlü kaynamış mısırlarından yemek nasip olmamış,

Çengelköy salatalığını bostanından koparıp tatmamış,

Gülhane Parkı’nda Karagöz Hacivat oyunu seyredememiş,

Çiçek Pasajı’nın entel Cavit’i ile sohbet edememiş,

Tepebaşı Çocuk Tiyatrosu’nun zevkine varamamış,

Sulukule’de Raks evlerine gitmemiş,

Kara trenlerin içinde kovalamaca oynamamış,

Kumkapı’da rakı sofrasına dostça oturup yine dostça kalkamamış akşamcılar,

Moda daki KOÇO yu bilememiş ve nefis mezelerinden tatmamış dostlarımız İstanbulluyum diyemez…

Kapalı Çarşı’nın tüm kapılarından girip çıkmamış, Tahtakale, Sirkeci ve Beyazıt arasında bulunan o gizemli eski iş HAN ların en az 10 tanesinin adını ezbere bilemeyen ve o HANlarda özellikle hangi esnafın bulunduğunu öğrenmemiş,

Taksim Eftalafos Kahvesi’nde nargile içmemiş veya içenleri seyretmemiş dostlarımız,

Beyoğlu’ndaki Abanoz Sokağı’nı, yüksek kaldırımın sosyetik aşiftelerini bilmeyen,

Yeşilçam Sokağı’nın eski halini, oraya yakın aport da iş bekleyen Figüran Kahveleri’ni ve oralardaki sohbetlere şahit olmamışlar,

Tepebaşı’ndaki Müzisyenler Kahvesi’ni ve organizatör SARI Orhan’ı bilmeyenler.

Sarıyer sahilinde balık, Pendik Hilmi Gazinosu’nda plaki yememiş olanlar,

Süreyya plajında denize girememiş, Adalar’ın tümünü gezememiş,

Gaskonyalı Toma’yı ve Bostancı’da Saksonyalı Vedat’ı tanımamışsan,

Rahmetli Sanat güneşimiz ZEKİ MÜREN’i Gar Gazinosu’nda izleyememişsen,

Notre Dame de Sion Fransız kız okulu önünde kız araklama teşebbüsünde bulunmamışsan,

Beyoğlu’ndaki Atlantik’de, sosisli ve Amerikan salatalı sandviç yememişsen,

İmam Sokakta’ki meşhur Çağlayan Saz’a gitmemişsen, yine Beyoğlu Rebul Eczanesi’nden limon kolonyası almamışsan, Bakara’dan iskarpin alıp, Gömlekçi Daniş’de ısmarlama gömlek diktirmemişsen, Galatasaray’daki Zara’dan giyim aksesuarı almamış veya o nefis vitrinleri seyredememişsen, Kurbağlı Dere’nin o meşhur kokusunu da duymamışsan, İstanbullu sayılmazsın…

Adamoyu, Peppino di Capri’yi ve Luis Alberto Del Parana orkestrası LOS PARAGUAYOS’u Kervansaray’da , Roberto Torano’yu Taksim Belediye Gazinosu’nda dinlemek şansına sahip olamamışlar,

ÇİROZ u 2 kuruşa Balık Pazarı’ndan alıp yiyememiş ve Haliç’de torik balığı
yakalıyıp lakerda yapmamış olanlar,

Beyoğlu’ndaki İnci Pastahanesi’nde porifiterol, Saray Muhallebicisi’nde tavuk göğsü tatmamış ,

Taksim İşkembecisi’ni ve de Balat’daki meşhur işkembecileri bilmeyen dostlarımız, sadece İstanbul’da yaşayanlar diye tanımlanırlar…

LEFTER’İ, TURGAY’ı, BABA RECEP’İ, CAN’I ve METİN OKTAY’ı Mithatpaşa Stadın’da seyredememiş olanlar, para az olunca duhuliyeden, hiç olmayınca Gazhane sırtlarından maç seyretmiş olmayanlar,

Mithatpaşa Stadı’nda kurulan güreş minderlerinde 8 siklette Dünya şampiyonu olan SERBEST GÜREŞ Milli takımımız aslanları; Yaşar Doğu, Hamit Kaplan, Müzahir sille, Celal Atik vb. ni göremeyenler,

Harlem Globtroters basketbol takımının gösterisini ve buz revüsünü Spor ve Sergi Sarayı’nda seyretmemiş olanlar, Tramvaya asılarak seyehat etmeyen,

Beyoğlu’nun o gizemli apartmanlarının içini merak saikası olarak da olsa, gezmemiş olanlar,

Beyoğluspor Klübü’nün Rumla’a ait bir Lig takımı olduğunu bilmeyenler,

Ramazanlarda oruç tutanın, tutmayanın nasıl kardeşce yaşadığını tatmamış olanlar,

Beyoğlu Ağacami’de her hafta Mevlüt okunduğunu ve Mevlüt şekeri almak için rum, ermeni musevi sınıf arkadaşlarının nasıl da muzipçe oyunlar yaptığını,

Görmeyenler ve bu anlattıklarıma daha binlerce ilave olacak İstanbul’un özelliklerini bilmeyenler İSTANBULLUYUM diyemezler…

Yani kısaca;

Heybelide mehtaba çıkmamışsan Kalamış’dan bir tatlı huzur almayı denememişsen,

Boğaziçi’ndeki şen gönüllere uzanamamışsan, veeee aşk yuvası Çamlıca’da sevgilinle birlik de bir İZ bırakmamışsan,

İSTANBULLUYUM diyemezsin!

Sadece İstanbul’da yaşıyorum veya yaşadım diyebilirsin…


Eyüp CAN ÇALIŞ

1993 yılında İstanbul'un Şişli ilçesinde dünyaya gözlerimi açtım.Ailemin tekne kazıntısı tabiriyle, en ufakları benim. Hayatı en sevdiği kişiyle beraber geçirmeyi seven, insancıl, neşeli, yerine göre tatlı biber, siyah saçlı, kahverengi ( kimisi bal rengi der) gözleri ve cilleri olan biriyim.