Feriköy ve Türk Milli Takımı’nın efsane ismi İsmet Yurtsü..



‘Gidersen Feriköylüler beni asar!’

DSC05510

Feriköy ve Türk Milli Takımı’nın efsane ismi İsmet Yurtsü anılarını paylaştı, Orhan Budak kaleme aldı… Keyifle okuyacağınıza inanıyoruz…

1960 Yılında Galatasaray Coşkun Özarı ve Naci Özkaya tarafından çalıştırılınca Gündüz Kılıç bir müddet antrenörlük yapmıyordu. Feriköy Türkiye Birinci ligine yükselince Necati Karakaya tarafından ikna edilerek Feriköy Teknik Direktörlüğüne getirildi. Kendisinin siyah bir Buick arabası vardı. Kendisini Üsküdar’da kalabalık Feriköy taraftarı karşılayınca Gündüz Kılıç çok memnun olmuştu. Feriköy taraftarı kendisini bağrına basıyordu büyük hocayı. Deniz Yüzbaşısı Hilmi Bey biz nereye gitsek gelirdi. Feriköy sevgisi bir başkadır. Her maçımızda tribünde olan Yüzbaşımız elinden Feriköy Bayrağını eksik etmez daima sallardı. Milli ligde ikinci sezonumuzda aramıza katılan yeni arkadaşlarımız Müjdat, Turgay Aksüt ”Avukat”,Fuat Saner, Rıdvan Yaman (Almanya’dan), Gündüz Kılıç getirmişti. Zekeriya Alp, Münacattin ve bu arkadaşlarımız üniversitede okuyorlardı. Ayrıca Mahmut Altın kafa ”İzmirli” Kıbrıslı Hüseyin.

Üç büyüklerin haricinde Feriköy İstanbul temsilcisi olarak görülüyordu. Biz her maç öncesi Başkanımız Fehmi Sağlayan (Feyyazın babası) Pangaltıda Burhanın yerinde maç yemeği yerdik. Maça oradan giderdik. Yıl 1961 Münacattın ile İsmet “B” Milli takımına davet edildiler. Bizler basına taze kan olarak tanıtıldık. Münacattın mavi gözlü saçları dikili idi. Modada bir davete beraber gittiğimiz halde beni tanımadılar. İsmet nerede? Diye sorduklarında ben ve Münacattın gülüyorduk. Münacattın beni göstererek “İşte İsmet” dedi.

  
Siboplu futbol topu ve Adidas ayakkabılar…

Milli müsabakada Romanya’yı 2-0 yendik. Münacattın yarım devre ben tam devre oynadım. Milli takımın hocası İtalyan Puppo Sandro idi. Yeni sezonda milli kadro açıklandığında İsmet Yurtsü kadroda idi. Kadro 22 kişilik idi. Muhterem Özyurt Albay, Doğan Kol oğlu, Remzi Tosyalı, Milli takımın yöneticileri idiler teknik direktör Puppo Sandro idi. Milli takım Kilyos’ta kampa alındı Norveç Milli maçı için. Spor basınında bir rekabet başlamıştı Gürcan mı? İsmet mi? Metin Oktay beni çok severdi. Puppo Sandro beni tercih etti. O yıllarda biz siboplu futbol topunu bilmiyorduk ama Avrupa bu toplar ile futbol oynuyordu.Milli maçta 32 yıl sonra Norveç’i 1-0 yenerken golümüzü Metin Oktay atmıştı.Bu maçtan sonra federasyon Almanya’da 15 günlük kampa soktu milli takımı.
Almanya bizi 15 gün misafir etmişti. Rusya maçı hazırlıklarımızı Hannover’de Alman milli takımının kamp yaptığı yerde yapıyorduk. Alman milli takımının teknik direktörü Helberger bizlere hediye olarak birer çift futbol ayakkabısı hediye etmişti. Ayakkabıların markası “Adidas” idi. Haliyle bizler memnun olmuştuk.


“Ben oynayacağım hocam”

Ben kampta bir rüya gördüm rüyamda dağlar arasında düz bir yere inmiştim. Etrafımdaki kişilere ”Neresi burası?” Diye sorduğumda “Burası Rusya delikanlı” dediler. Ben üstüme baktım, üzerimde milli formamız vardı. ”Ben milli maçta oynarım” diyordum kendi kendime.
Milli takım açıklandığında Federasyon başkanımız Muhterem Özyurt tarafından kadromuz un forveti şöyle dizilmişti.
Lefter, Naci Erdem, Metin Oktay, Can Bartu Ve Hilmi Kiremitçi.
Bana arkadaşlar “Gungadın” derlerdi Gungadın ne oldu, hani oynayacaktın? Diye dalga geçmeye başladılar.
Ben o gece hiç uyuyamadım desem yalan olmaz. Hocamız Puppo Sandro “İsmet üzülmemelisin, sabret olur mu? Sen çok iyisin” dedi. Ben hocamın bu gönül alıcı sözlerine gülerek ”Hocam inanın ben yarın milli formamı giyeceğim ve oynayacağım” diye karşılık verdiğimde kendisi de gülüyordu.
Sabah otel odasındaki telefonum çalmaya başladığında uyandım ve çok erken idi. Arayan teknik direktör Puppo Sandro idi. “İsmet oğlum çabuk odama gel” dedi. “Hemen mösyö geliyorum” dedim. Hazırlandım ve çok heyecanlı idim.
“Acaba ne oldu?” diye kendime soruyordum.

Odasına geldiğimde kapısı çaldım içeriye girdim;
- Günaydın hocam
- Günaydın İsmet. Gel otur bakalım.
Ben merakla kendisine bakıyordum. Eliyle yüzünü sıvazladı ve bana
- İsmet var Hilmi gece hastalandı.
- Geçmiş olsun hocam şimdi nasıl?
- Hastaneye kaldırdık.
- Üzüldüm hocam arkadaşıma.
- Oonun yerine sen oynayacaksın hazır ol tamam mı?
- Tamam, hocam hazırım ben.

Arkadaşımın hastalığına üzülmüştüm ama oynayacağım içinde çok sevinçli idim.
Maça başladığımızda tribünlerde 125.000 seyirci vardı. Muhteşem bir görüntü idi. 1-0 yenilmiştik. Şimdi maç içerisinde Rus milli takımının yıldız futbolcusu Matrevelli röveşata yaptığında bu röveşata benim yüzümde patladı ve oyun durdu. Ben çıkmak istemedim ama hakem oynamam izin vermedi formam kan içerisinde kalmıştı.
Soyunma odasında Puppo Sandro benim alnımdan öperek kutladı. O maçtaki kadromuz şöyle idi.
Turgay Şeren-Kambur Ahmet-Basri Dirimlili-Şeref Has-Osman Abanoz-Mustafa Yürür-Lefter-Naci Erdem-Metin Oktay-Canbartu İsmet Yurtsü


“Gidersen Feriköylüler beni asar”

Bu arada milli takım kampında Fenerli arkadaşlar beni transfer etmek için yoğun bir çalışma içerisine girmişlerdi. Dönüşte Fikret Kırcan’ın yazıhanesinde buluştuk. Benimle o zamanın 100-000 bin lirasına anlaşmıştık. Feriköy 25.000 lira alacaktı. Zamanın Feriköy başkanı Necati Karakaya beni bu transferden etti. Bana “İsmet eğer sen buradan gidersen Feriköylüler beni Ortanca Parkı’na asarlar” dedi.
Böyle ben 30-000 liraya Feriköy’e imza attım.
1963 sezonuna Feriköy sahasında hazırlanıyorduk. Ligde 20 takım vardı ve zamanın üç büyüklerini yenmek kelime onlara gol atmak başlı başına sorun idi. Necdet Erdem teknik direktörümüz idi. Bizlere şöyle derdi:

“Her sezon üç büyüklerin haricindeki takımlar ligden kim düşecek diye düşünürler.” Düşme tehlikesini her takım yaşamaktaydı. Biz toprak sahalarda antrenman yaptığımız için semtimizde çalıştığımız halde taraftarlardan antrenmanlarda pek rağbet görmezdik ama maçlarımız bambaşka idi.


Ağlatan maç : Feriköy-Karagümrük

Bizler haftada iki antrenman ile maçlara çıkardık. Yalnız biz değil diğer takımlarda aynı idi. Bunun yanında hafta arası lig maçlarımızı oynardık.
Sahalar toprak olduğundan biz Kasımpaşa’da bulunan Rahman’a gider Dinyakos Futbol ayakkabılarını yaptırırdık. Aynı zamanda Deli lakaplı Rahman bizlerinde takım arkadaşımız idi. Bu yüzden ayakkabılarımız özel yapılırdı. Lig son haftalara girdiğinde çok takım gibi bizlerde düşme korkusu yaşamaktaydık.
Şimdi sondan bir hafta öncesine gidelim. Dolmabahçe Stadı’nda Karagümrük ile oynamaktayız. Biz bu maç için 15 günlük kampa girdik. İsmail Ercin yardımcı antrenörümüz idi. Karagümrük o günkü kadrosunda Tarık-Aydın Yelken Ve K.Ali (Selim Soydan’ın abisi) Oynamakta. Bizim bu maçı mutlaka kazanmamız şart. Ben, Aydın Yelken ve Mustafa Yürür Fenerbahçe genç takımında beraber oynamıştık üç yıl. Maç cumartesi günü oynanacak. Cuma günü oteldeki odamın telefonu çaldı telefonu açtım karşımda hocamız vardı:

- İsmet evladım odama gelir misin?
- Hemen geliyorum hocam.
Yanına vardığımda bana
- İsmet seninle konuşmak istiyorum
- Buyur hocam
Necdet Erdem düşünceli idi.
- Biz bu baş belası Aydın Yelkeni nasıl durduracağız? Senin görüşünü almak isterim.
- Hocam bende bir haftadır bunu düşünüyorum
- Peki, düşüncen nedir?
- Ben onu tutarım isterseniz marke ederim.
- O zaman Erdinç ne olacak İsmet?
- Hocam ben sağ haf oynarım Mehmet Ali Gürses sol haf oynasın.
Hocamızın yüzündeki endişe dağılmış gibi idi.
- Pekâlâ, sen gidebilirsin
Sahaya maç günü çıktığımızda hava yağışlı idi. Saha çamur deryası gibi. Hakemin elinde supoplu futbol topu. Gördüğümde çok sevindim. Daha maçın altıncı dakikası oynanırken serbest vuruş oldu. 30 metreden topu iç demire vurdurarak golü attım. Arkadaşım Aydın Yelken şaşırmıştı,
- Ya İsmet bunu nasıl yaptın?
Maçın 82.dakikasında Karagümrük penaltı kazandı. Topun başına Aydın Yelken geldi. Sol ayağıyla topa vuran arkadaşımız penaltı atışını sağ ayakla yapınca top auta gitti. Ben ve Kaleci Necdet diğer arkadaşlar sevinçle kucaklaşırken yere düştüğümüzden çamur adamlar olmuştuk. Sevinçten ağlıyorduk. Hüseyin ARIK Sevinçle İsmail Erçin’e sarılmış ağlıyordu. Maç bittiğinde her iki ekipte ağlıyordu biz sevinçten Karagümrük üzüntüden…


YAZI İÇİN YEREL FUTBOL SİTESİ YAZARI ORHAN BUDAK'A TEŞEKKÜRLER.

Eyüp CAN ÇALIŞ

1993 yılında İstanbul'un Şişli ilçesinde dünyaya gözlerimi açtım.Ailemin tekne kazıntısı tabiriyle, en ufakları benim. Hayatı en sevdiği kişiyle beraber geçirmeyi seven, insancıl, neşeli, yerine göre tatlı biber, siyah saçlı, kahverengi ( kimisi bal rengi der) gözleri ve cilleri olan biriyim.