Osmanlılar ve Hindistan Ticaret Yolu

OSMANLILAR VE HİNDİSTAN TİCARET YOLU
                              16.yüzyılda Portekizliler,bütün çabalarına karşın Hindistan ve Endonezya’dan Basra Körfezi ve Kızıldeniz yoluyla Ortadoğu’ya ulaşan ticaret yollarını kesememişlerdi.16.yüzyılın ikinci yarısında Hürmüz’den Ortadoğu’ya baharat satışını serbest bırakmak zorunda kalmışlardır.
        1509’da,Portekizlilerin Hint Okyanusu’nda bir Memluk filosunu imha etmesi üzerine Memluk Sultanı yardımı için Osmanlı sultanına başvurduğu zaman,Osmanlılar gemi inşası için Süveyş’e derhal malzeme ve usta göndermiştir.Yavuz Sultan Selim 1516-1517’de Suriye,Mısır ve Hicaz’ı fethetti.Portekiz o sıralarda Kızıldeniz’e girmiş,ortalığa Mekke ve Medine’yi ele geçirecekleri korkusu yayılmıştı.I.Selim 1517’de hala Kahire’deyken,Portekizlileri Hint Okyanusu’ndan çıkarmak amacıyla Süveyş’te filo inşası için emir verdi.1517’de Osmanlı amirali Selman Reis,Cidde’ye saldıran Portekizlileri püskürttü,sonra 1525’de donanmayla Hint Okyanusu’na çıkmak üzere Yemen’e gitti.
    Portekizliler Osmanlılarla açık çatışmaya girmekten genellikle kaçınmış.Osmanlılar bunu görerek onlara Hindistan’da Diu’dan çıkarmak için 1538’de otuz gemilik bir filo Hadım Süleyman Paşa kumandasında Süveyş’ten hareket etti.Ancak girişim başarısızlığa uğradı.Yerel Müslüman yönetici,Gücerat Sultanı Osmanlıların ona yardım için değil de,yörede hakimiyetlerini kurmak için geldikleri korkusuyla işbirliği yapmayı reddeti;bu başarısızlığın en önemli nedeni oldu.Fakat bu tarihte Osmanlılar Yemen ve Aden’de yerleşmeyi başarmışlardı.
        Osmanlı İmparatorluğu,bu yüzyıl boyunca doğrudan doğruya Hindistan ve Endonezya’dan baharat almayı sürdürmüştür.Ara sıra baş gösteren darlıklara karşın Halep,Kahire,İstanbul ve Bursa pazarlarında Avrupalı tüccarla Hint malları değiş-tokuşu etkin olabilmiştir.1554’te sadece Venedikliler İskenderiye’de altı bin kantar baharat satın almıştı.1560’la 1564 arasında yıllık on iki bin kantarlık alımları da,Vasco da Gama’nın Hindistan denizyolunu  keşfinden önceki miktara ulaşmıştı.Bunun sonucu olarak Lizbon pazarı dönem dönem bunalıma girmiştir.Mısır’daki Portekiz casusu,1564’te hükümetine İskenderiye’ye otuz bin kantar baharat geldiğini bildirmiştir.Mekke’nin limanı Cidde’ye her yıl baharat yüklü  yirmi gemi  gelir.Osmanlı hacıları Mekke’den baharat,boya ve Hint kumaşı taşıyarak yurda dönerlerdi.
    Hacı kervanlarının getirdiği baharattan Şam’da alınan gümrük rüsumu 1562’de 110.000 bin dükaya  yükselmiştir.Avrupalı tüccar,baharatın bir bölümü Şam’da satın alarak Beyrut’tan ihraç ederdi.Gelen baharat ve boyaların büyük bir bölümü de Bursa ve İstanbul’a,oradan da Balkanlara ve Kuzeye yollanırdı.1545 yılında Bursa için  yapılan gümrük düzenlemeleri,Avrupalı tüccarların orada baharat satın aldığını göstermektedir.1582’ye gelindiğinde Bursa’da baharattan alınan gümrük rüsumu 1487’dekinin dört katına 7.250 altın dükaya çıkmıştı.Belgeler,Venediklilerin 1590 gibi geç,bir tarihe kadar İstanbul’a kumaş getirip baharat aldıklarını gösteriyor.1547’de bir Macar tüccarı,Bursa’ya ucuz Kersey yünlüsü getirmiş ve 110 kantar baharat almıştı.Ancak 16.yüzyılın ortalarından sonra Macarlar baharatı batıdan almaya başladılar.
       16.yüzyıl boyunca,Kızıldeniz gibi Basra yoluyla da Hindistan’dan baharat gelmeye devam etmiştir.1583’te Basra’yı ziyaret eden J.Eldred,”Hürmüz’den bu Basra limanına her ay,baharat,çivit ve basma kumaşlar gibi her türlü Hint eşyası yüklü bir çok gemi geliyor” diye yazar.
   Suriye ve Mısır limanlarıyla Antalya,Alanya ve İstanbul arasındaki deniz yolları da karayollarından daha önemsiz değildi.1470’lerde yazan Venedikli Malipiero,Antalya’yı Anadolu baharat ticareti için hala bir ambar olarak görür.1559 yılı Antalya gümrük kayıtlarına göre o yıl limana her biri yirmi-otuz tüccar taşıyan elli gemi uğramıştır.Anadolu’nun Suriye ve Mısır’a başlıca ihracatı kereste,kilim,afyon,kuru yemiş,kürk,balmumu ve ziftti.Suriye ve Mısır gemileri,Hint baharatı,çivit,Mısır keteni,pirinç ve şekerle Suriye sabunu getirirdi.O dönem Antalya ve Antalya’ya bağlı limanlarda gümrük geliri yılda yedi bin altın dükaya yükselmişti.
        Güney Anadolu limanlarından Mısır’a kereste ihracı eskiden beri önemli olmuştur.Toros dağlarında,asıl aşiret adlarının yerine “tahtacı” diye ün salmış büyük bir Türkmen göçebe grubun kestiği kereste,Antalya,Alanya,Finike ve diğer bazı limanlarından Mısır ve Suriye’ye gönderildi.Kereste ihracatı hükümet tekelindeydi.Kereste ve ziftten alınan gümrük rüsumu 1477’de yıllık 3.500 altın dukaya ulaşmıştır.
            Antalya,ayrıca köle ticaretinde  de merkezdi ve beyaz köle ihraç ettiği güneyden zenci köle ithal ederdi.Transit ticaretiyle meşgul pek çok Bursalı tüccarda Antalya’da otururdu.1516-1517’de Mısır’ın fethinden sonra,İstanbul’a doğrudan denizyolu ile giden malların hacmi artmış.Antalya-Bursa yolu da eski önemini yitirmiştir.Antalya 17.yüzyılda önemsiz bir yerel limana düşmüştür.
         Mısır ve Suriye,İstanbul ve imparatorluk ekonomisi için yaşamsal önem taşıyordu.Pirinç,buğday,arpa,baharat ya da şeker gibi,sultanın sarayı için gerekli erzak kalyonlarla Mısır’dan gelirdi.16.yüzyılda Suriye saraya,yılda 50.000 kg sabun gönderirdi.Sudan altını İstanbul’a Mısır yoluyla gelirdi.Mısır bütçesinin yılda yarım milyon altın dükaya varan fazla geliri sultana gönderilirdi.Merkezi hükümet bu miktarı,altın olarak almakta daima ısrar ederdi.Mısır bütçesinden başka istekler de olurdu.Örneğin 1532’de,Mekke ve Medine’ye on dört bin altın düka sadaka gönderilmiş,saray için şeker ve baharata 13.866,mücevher ve dokumalara ise 12.053 altın düka harcanmıştı.1528’de imparatorluk gelirinin üçte birini sağlayan zengin Mısır ve Suriye eyaletleri,imparatorluk hazinesinin temel kaynaklarındandı.
        Bu gelişmeler dolayısıyla genellikle Rodos,Kıbrıs ve Girit’teki üstlerinden hareket eden Hıristiyan korsanların İskenderiye’yle İstanbul arasındaki deniz yolunu sürekli tehdit altında tutmaları pek yadırganamaz.15.yüzyılda Doğu Akdeniz’deki en etkin korsanlar,Katalonyalılardı.Fetih yılı olan 1522’ye kadar İstanbul’a İskenderiye arasındaki yol,Rodos’taki Aziz Yahya Şövalyeleri kontrol altına almışlardı.1517’de Mısır’ın fethinden sonra Rodos’un da alınması mutlak bir gereklilik olmuş,adayı sonunda uzun ve çetin kuşatmadan sonra 1522’de I.Süleyman almıştı.
      Osmanlılar,kendilerini korsanlara karşı korumak için her zaman savaş gemilerinin eşlik ettiği konvoylarla yolculuk ederdi.Samuel adlı bir Yahudi,1641’de elli gemilik bir konvoyun İstanbul’dan nasıl kalktığını,Çanakkale’de nasıl on iki savaş gemisiyle karşılandığını ve Ege’de kapudan-ı derya eşliğinde yol alışını tasvir etmiştir. 
             Kaynak: İnalcık Halil,Osmanlı İmparatorluğu Klâsik Çağ (1300-1600),çev.Ruşen Sezer,İstanbul:Yapı Kredi Yayınları,2015
 
        
         

MUSTAFA ÖZÇELİK

            

Eyüp CAN ÇALIŞ

1993 yılında İstanbul'un Şişli ilçesinde dünyaya gözlerimi açtım.Ailemin tekne kazıntısı tabiriyle, en ufakları benim. Hayatı en sevdiği kişiyle beraber geçirmeyi seven, insancıl, neşeli, yerine göre tatlı biber, siyah saçlı, kahverengi ( kimisi bal rengi der) gözleri ve cilleri olan biriyim.